Hemen söyleyelim. Kriz bu ülkenin hastalıklı beyinlerinde kol geziyor. Aylardır bir kriz türküsü tutturduk, gidiyoruz gündüz gece. Her gün daha da büyüyen işsizlik, kötüye giden ekonomi ve bunun stresi altında daha fazla dayanamayıp ailesini katledenler, intihar edenler, sağa sola saldırıp zarar verenler vs…
Bu krizin görünen acı yüzü! Bir de krizin teğet geçtiği bazı kesimler var ki; halkı inim inim inleten kriz bile onların sömürücülüğünü durduramıyor. Seçim amacıyla yapılan iki yüzlülükler, olmayacak vaatlerle halkı kandırmaya çalışıp aptal yerine koymalar. Artık kimsenin bu vaatlere de aldırıp inandığını sanmıyorum.
Yaklaşan yerel seçimler öncesi yer gök, sağ sol seçim afişleriyle donatılmış, hatta bazı yerlerde gökyüzünü bile görmeniz imkânsızlaşıyor. Seçim için harcanan paraları, o partiler daha kalıcı çözümler için kullansalardı eminim kriz bu ülkeyi gerçekten teğet geçerdi. Sadece büyük partilerin ve adaylarının harcayacağı para 250 milyon YTL civarı, yani eski parayla 250 trilyon ediyor. Bunu küçük partilerin masraflarıyla ve ek giderlerle ikiye çarparsak 500 trilyon eder. Kriz; belki de “vicdanlarımızda” dedirtiyor bu sinir bozucu gelişmeler.
Krizden kurtulmak, ya da en az hasarla atlatmak için önümüzdeki seçeneklerden faydalanmak yerine bazı ensesi kalın kesimlerin istekleri doğrultusunda IMF’ ye köle kalınması ve bunun da çeşitli bahanelerle süslenerek halka sunulması, “kriz, bu ensesi kalınların hastalıklı vicdanlarında dedirtiyor.”
Herkes bu krizle boğuşurken bazı kendini bilmezlerin ya da kendini bu milletin yargıcı zannedenlerin, bir lisede kılınan namazı büyük bir suç ve o öğrencileri de potansiyel bir suçlu gibi gösterme çalışmaları da, “kriz bu zihin kanserine yakalanmış, hastalıklı beyinlerde dedirtiyor. “
Bir önceki yazımızda (NEYİN BEDELİNİ ÖDÜYORUZ) ödenen bazı bedellerden bahsetmiş ve yine bazı yanlışları vurgulamıştık. Özellikle bu yazımla ilgili gerek yapılan yorumlardan gerekse özel e-mail adresime gelen onlarca mesajdan da anladım ki hala bazı çareler üretmek için umudumuz var. Gelen bu mesajlar arasında birisi, önemli yayın kuruluşlarına da bir nevi mektup niteliğinde gönderilmiş. İsimsiz (noname) nickiyle gönderilen bu mesajı yorumsuz olarak sizlere sunuyorum.
Toplumumuzda bazı insanlar bedelli askerlik beklentisi içinde olan bizleri, şımarık, rahat düşkünü zengin insanlar olarak düşünüyor. Fakat bizler ne zenginiz nede rahat düşkünüyüz, zengin olanlarımız vardır elbet ama bunların şımarık ve rahat düşkünü olmadığından emin olabilirsiniz. Çünkü şımarık, zengin ve rahat düşkünü olup da askerlik yapmak istemeyenler (gerçek anlamda gurbetçi olan vatandaşlarımızı tenzih ederim ) zaten yurtdışında çalışıyor görünüp 3 yıl gezip dolaştıktan sonra 5112 Euro karşılığı dövizli askerlik yapıyorlar.
Bir de ben gittim yaptım onlar da gitsin yapsın diyenler var, şartları müsait olup da gitmeyenler bence de gidip yapmalı ama sırf “ben gittim eziyet çektim sende git benim çektiklerimi çek” mantığıyla yaklaşmak haksız, düşüncesiz ve anlamsız bir inattır. Bu gün askerdeki süre boyunca ailemin bakılacağı, gözümün arkada kalmayacağı bir formül bulunsa şahsen hemen gider bu engeli hayatımdan kaldırırım. Gel gelelim topraklarımızın saldırı altında olması durumunda zaten asker olup ailelerimizi, memleketimizi savunmaktan daha öncelikli bir şey olamaz. Bizler vicdani retçi falan da değiliz! Bu ülkenin evlatları olarak bu vatanın her karışını da savunuruz.
Bu isteğimizi adaletsizlik, eşitsizlik olarak görenlerde var. Peki, bu durumda; yurt dışında yaşayıp, orada istihdam sağlayan, iş gücü oluşturan, orada vergi veren insanlarımız bulundukları ülkeye olan katma değerleri, kurulu düzenleri bozulmasın maksadıyla, bedeli mukabilinde dövizli askerlik yapabiliyorlar. Fakat bu ülkeye hizmet eden, vergi ödeyen, katma değer oluşturan, çalışkan insanlar bu haktan mahrum bırakılıyor. Peki, ana yasa karşısında bu bir eşitsizlik ve haksızlık değil midir?
Siyasi ve ekonomik açıdan yüksek yerde bulunan kişiler bizim evlatlarımızda aslanlar gibi yaptı askerliğini hiç demesinler çünkü onlarında nasıl askerlik yaptığını çok iyi biliyorum.
Sonuçta bizler bedelli askerlik beklentimizi tamamen yasal ve hukuki bir çerçevede, insancıl sebepler dahilinde istiyoruz, en ağır sözleşmelerde bile mücbir sebepler göz önünde bulundurulurken bizlerin içinde bulunduğu bir takım nedenler hiç dikkate alınmıyor.
Bedelli askerlik isteyen bizlerin içersinde, her gelir grubundan, her sosyal statüden ve her meslek grubundan yüz binlerce kişi yer alıyor. Bizler en zor şartlarda hem hayat mücadelesi hem de haklı nedenlerle yapamadığımız askerlik hizmetimizi temel askerlik eğitimimizi alarak bedelli yapmak istiyoruz.
Bu istek geride bırakacağımız insanların bizden başka geçimini sağlayacak kimsenin olmamasından, annesine bakmak zorunda olana, çocuğu veya annesi vb. hasta olana, işyeri olup, askere gittiğinde bütün hayatının bedbaht olacağı insanlara kadar uzanıyor. İnsanların bu kriz döneminde zaten zor olan hayat şartları işten çıkıp askere gittiklerinde çok büyük yıkımlara sebep olabilecek boyutlarda. Mutlaka içimizde keyfi askerlik yapmak olacaktır ama çok büyük bir kısım hayat zorlukları ve mecburiyetler yüzünden askere gidememiş hatta yasal olarak suçlu konumuna bile düşmeyi göze almışlardır.
BEDELLİ ASKERLİK yasasının çıkarılmasıyla 1 taşla 3 hatta 5 kuş vurulabileceği kanaatindeyiz...
Öyle ki öncelikle ülkemizin kanayan yarası haline gelen bakaya ve celp fazlası ortadan kalkacak, işlerini kaybetmek istemeyen, ailelerinin bakımını üstlenmek zorunda olan, ailelerini bırakabileceği kimsesi olmayan insanlarımızın mağduriyeti giderilecek, böylece insanımızın psikolojik sorunlar yaşaması engellenecektir...
Ülke ekonomisine faizsiz ve geri dönüşümsüz çok büyük bir kaynak aktarılacak ve bu kaynak sayesinde IMF ve dış güçlere karşı elimiz daha güçlü hareket edebilecek onlara ihtiyacımız olmadığını gösterebileceğiz...
Ordumuzun profesyonelleşme atılımları içerinde modernizasyon için kaynak sağlanmış olabilecek ve ordudaki küçülme ama teknolojik olarak büyüme işlemi daha kolay ve kısa zamanda sağlanmış olabilecektir...
Ve en önemlisi şahsi kanaatime göre; Vatandaşımız bilecektir ki, T.C. Vatandaşlarının hepsi eşit şartlara sahiptir.Kimse arasında bir ayrımcılık yapılmayacaktır.Böylelikle insanımızın kafalarında hükümetimiz ve özellikle TSK’mız için oluşan olumsuz görüş yerini olumluya çevirecek ve halkımız arasında güven sorununun ortadan kalkacağı kanısındayım...
Bedelli askerlik sosyal bir sorumluluk ve yasal bir durumdur. Genel Kurmayımızın da kabul edeceği üzere "Çalışmalar sonrası, nicelik bakımından daha küçük, nitelik bakımından daha modern ve etkin, çok iyi sevk ve idare edilebilen bir Kara Kuvvetleri'ne ulaşılacaktır." ifadesi zaten zamanın zaruretleri bakımından bedelli askerliğin kötü algılanmaması gereken bir olgu olduğunu, ordunun ekonomik imkânlarla profesyonel bir yapıya kavuşturulmasının mecburi hale geldiğini göstermektedir.
"Sorumluluk yükü, her şeyden, ölümden de ağırdır."
M.K.Atatürk
Bu mektubu okuduktan sonra bir düşünelim bakalım, kriz bu ülkenin neresinde?