 |
ANKET |
|
|
|
|
|
 |
TARİHTE BUGÜN |
|
|
|
 |
Mimar Sinan HIristiyan mıydı? |
Mimar Sinan veya Koca Sinan, muteber kaynakların anlattığına göre, 895/14891490 yılında Kayserinin Ağırnas köyünde dünyaya gelmiştir.
İbrahim Hakkı Konyalı’ya göre, İbrahim Paşa’nın âzâdlı kölesidir. Ancak bu görüş kabul görmemiştir. Doğru olan kısa hayat hikâyesi şöyledir:
Abdülmennân oğlu Sinan, Yavuz zamanında devşirme olarak İstanbul’a gelmiştir. Kanuni zamanında yeniçeri olan Sinan, 1521’deki Belgrad ve 1522’deki Rodos seferlerine katılmıştır. 1538 Kara Boğdan seferinde Prut Nehri üzerinde 13 günde bir köprü inşâ edince Padişah’ın takdirini kazanmış ve 1539 yılında da mimarbaşı seçilmiştir. 35 yıl bu vazifede kalan Sinan, Osmanlı Devleti’nin her bölgesinde, şaşılacak bir sür’at ile sayısız eserler meydana getirmiştir. Kaynaklar, Mimar Sinan’ın 80 küsur Cami; 80 küsur Mescid; 57 Medrese; 22 Türbe; 7 Dâr’ülKurrâ; 17 İmaret; 3 Dâr’üşŞifâ; 7 Su yolu kemeri; 8 Köprü; 35 Saray; 20 Kervansaray; 6 Mahzen ve 48 hamam inşâ ettiğini, çok az farklarla nakletmektedirler.
Mimar Sinan’ın Kayseri’ye bağlı Ağırnas Köyü’nden olması hasebiyle de aslen Ermeni olduğu iddia edilmiştir; ancak bu iddia tamamen yanlıştır. Zira Ermeniler, Devşirme Kanunu gereği, XVI. Asra kadar Yeniçeri Ocağına alınmaktadırlar; Yavuz zamanında devşirmeden istisna edilmişlerdir. Son zamanlarda bazı Ermeni yazarların, Osmanlı döneminde yaşamış meşhur simaları Ermeni diye vasıflandırmaları ideolojiktir. Bazı Yahudi asıllı yazarlar, Mimar Sinan’ın Yusuf Sinan olduğunu iddia ederek aslen Yahudi olduğunu ileri sürmüşlerse de, bunu teyit edecek bir delil ve belge de yoktur. Babinger ise, Sinan’ın Hristo isminde bir Rum genci olduğunu iddia etmektedir; yine elinde bir belgesi bulunmamaktadır. Bir diğer görüş ise, Sinan’ın Hıristiyan bir Türk ailesinden geldiği yönündedir. Bu görüşe göre, babasının adı Abdülmennân ve dedesinin adı da Doğan Yusuf’tur.
Bize göre doğru olan, Sinan’ın, bir devşirme olduğu ve aslen Hıristiyan bir aileden gelse bile, sonradan hem Türkleşip ve hem de samimi bir Müslüman haline geldiğidir. Er-Risâlet’ül-Mi’mâriyye’de Sinanı Kayserî diye anılmaktadır. 1585 tarihli Sinan’a ait bir vakfiyede ise, kardeşlerinden birini Kayseri’den getirdiği ve Müslüman yaptığı kayd olunmuştur. II. Selim’in Karaman ve Kayseri’deki gayri müslimleri Kıbrıs’a nefyetmesi ile alakalı bir fermanı üzerine, Ağırnas Köyü mensuplarının bu karardan istisna edilmeleri için Mimar Sinan Padişah’a müracaat etmiş ve bu dilekçesi kabul edilmiştir.
Sinan’ın nesli nereden gelirse gelsin, o kabiliyete sahip çıkarak onu Koca Sinan yapan Osmanlı Devleti’nin ilme ve teknolojiye saygı duyan zihniyetidir.
Prof.Dr. Ahmet Akgündüz
Mimar Sinan ile ilgili bir başka açıklama ...
Geçenlerde kanalları zaplarken yanılıyorsam NTV idi, mimar bir konuk Mimar Sinan ın gayri müslüm olduğundan bahsetti. (Eskiden bu konu hakkında, rivayetler duymuştum ama o zaman elimde internet olmadığı için araştıramamıştım).Bunun üzerine bende internet üzerinde mimar sinan hakkında bir haftadır kapsamlı bir araştırma yaptım. Hatta geçen hafta sonuda Edirneye gidip birebir selimiyeyide gezdim. Muhteşem bir yapı, caminin ortasındaki şadırvanın bir ayağında kabartma şeklinde ters lale var belli belirsiz şekilde, herkes dokunuyordu. Rivayete göre Camini arsası içinde bir LALE bahçesi varmış ve bu bahçe sahibinden Camii için satın alınmak istendiğinde sahibi vermemek istemiş, sonunda razı geldiğinde bahçesinin devamlı sembolik edilmesi için bir LALE motifinin yapılmasını istemiş.Mimar Sinan da lale motifini yapmış fakat ters olarak yapmış LALE motifi burada bir LALE bahçesinin olduğunu, ters yapılması ise sahibinin tersliğini temsil etmektedir. Ama tabi halk arasında bu durum değşimiş kimisi lalenin düz hale gelince kıyametin kopacağını söylüyor. Her neyse konumuza gelelim. Muhteşem bir yapı. camiye uzaktan dik açılarda bakılınca o kadar simetrik yapılmışki iki minaresi varmış gibi gözüküyor.
http://www.matematiktutkusu.com/uploads/posts/2008-05/1211103488_and_calculation.jpgMimar Sinan'ın Selimiye(Sultan Selim) Camii'nin kubbesini o genişliğe oturtmak için 13 bilinmeyenli bir denklemi matematiğin bilinen 4 ana işleminden farklı besinci bir işlem bularak çözdüğü söylenir. Ayrıca minarelerin şerefelerine çıkanların yolda birbirlerini görmemeleri ise büyük bir dehanın ürünüdür. Almanlar aynı sistemi meclislerinin önündeki dev kürede kullanmışlar.
Mimar Sinan bu sistemi 2 metre çapındaki minarelere yüzyıllar önce monte edebilecek bir dehadır.Almanların dehası ise, o çirkin metal yığınına Selimiye'den fazla turist çekebilmelerindedir.. Bir gün Selimiye Camii'ne girenler, kubbenin altında bir Japon'un ayaklarını kıbleye doğru uzatmış sırtüstü yattığını görmüşler... Tabii hemen Japon’u, "Burası kutsal bir yer. Bu şekilde yatmak bizim inançlarımıza göre saygısızlıktır. Lütfen oturun veya ayakta durun" diyerek uyarmışlar. Ancak, Japon trans vaziyetteymiş, gözlerini kubbeden ayırmadan şöyle sayıklıyormuş: "Bu imkânsız. Ben yılların mühendisiyim. Bu kubbe var olamaz. Hayal görüyorum. Bu kubbenin orada o şekilde durması fizik ve matematik kurallarına aykırı. Bu imkansız, orada hiçbir şey yok, orada hiçbir şey yok..."
ZEMİN GEVŞEK TOPRAK
Selimiye camisinin zemini gevşek toprakmış. Bu nedenle minarelerinin yakın zamanda yıkılacağı fark edilmiş. Uluslararası bir grup bilim adamı toplanmışlar. Nasıl kurtarırız bu tarihi minareleri diye kafa kafaya vermişler.Sonuçta en son teknoloji olan metal kelepçelerle minarelerin temellerini sabitlemenin en iyi çözüm olduğuna karar vermişler.
Minarelerin temellerini açınca, koymayı düşündükleri kelepçelerin aynısıyla karşılaşmışlar. Mimar Sinan bilmem kaç yüzyıl önce aynı şeyi düşünmüş meğerse!
JAPON HEYETİ ŞAŞIRTAN TEKNİK
1950–60 arası bir tarihte inşaat mühendisi, mimar ve jeofizikçilerden oluşan bir Japon heyeti Türkiye’ye gelmiş.
Heyet İmar ve İskan Bakanlığı’ndan izin alarak ülkemizdeki tarihi yapıları incelemeye başlamış. Ayasofya yı, Yerebatan Sarnıcını filan gezdikten sonra sıra Sinan' in kalfalık eseri Süleymaniye Camisi'yle Sinan’ın öğrencisi Mimar Davut Ağa’nın eseri Sultanahmet Camisi'ne gelmiş. Japonlar bu camiler üzerinde günlerce inceleme yapmışlar. Her geçen gün şaşkınlıkları daha da artıyormuş. Çünkü Japonlar daha ilk incelemede camilerin gevsek bir zemin üzerine inşa edildiğini anlamışlar.
Ama bunca yıl, bu camilerde bir çatlak dahi olmamasına akil sır erdirememişler. Bunun üzerine Türkiye programının gerisini tamamen iptal edip, bu iki cami üzerine yoğunlaşmışlar.
Araştırmalarının sonucunda herhangi bir sarsıntı sırasında bu iki caminin sabitlenmediğini aksine yerinde oynayarak yıkılmaktan kurtulabildiği ortaya çıkmış. Minareleri incelediklerinde ise dumurları ikiye katlanmış. Minarelerin çok daha gelişmiş bir raylı sistem mekanizması üzerine oturtulduğunu ve her yöne yaklaşık 5 derece yatabildiğini görmüşler. Daha derin araştırma yapmak için Edirne'ye, Sinan’ın ustalık eseri Selimiye Camisi'ne gitmişler. Oradaki olağanüstü sistemleri görünce iyice şoke olmuşlar.
RAYLI SİSTEMİ SİNAN'DAN ÖĞRENDİLER
Selimiye'nin tüm sırlarını aylarını harcayarak çözmüşler. Japonya'ya döndüklerinde ise Sinan’ın sırlarını uygulamaya sokarak şehirlerini Sinan’ın kullandığı sistemlerle kurup muazzam gökdelenler dikmişler. Yani su an gelişmiş ülkelerin gökdelen yapımında kullanıldıkları çoğu sistem, yüzyıllar önce Sinan’ın geliştirdiği mekanizmalarmış.
(Selim'in dehasına bir dip not olarak; Tac Mahal’in mimarı Mehmet Efendi Mimar Sinan’ın öğrencisidir.)
------------------------------------------------------------------------------------
Sinan’ın kaleminden Selimiye Camii
-”Caminin dört minaresini, kubbenin dört tarafına oturttum. Her birine üçer şerefe yaptım. İki minaresinin üçer merdiveni vardır, çıkanlar birbirini görmezler. İlk merdiven birinci şerefeye, ikinci merdiven ilk iki şerefeye, sonuncu merdivense her üç şerefeye çıkar.
Edirne’de benim camiimden evvel en büyük cami Üç Şerefeli idi. Minaresi azametli ise de kuleye benziyordu, gayet kalındı. Sultan Selim Camiinin minareleri ise hem naziktir, hem de üçer yolları vardır ki, bu kadar ince minarede üç yol yapmanın gayet müşkül olduğunu aklı başında olanlar anlar.”
2010-07-14 18:17:31 |
|
|
|
|
 |
YAZARLAR |
Havva Türe
EYVAH! İFTARA MİSAFİR VAR Birkaç gün üst üste iftara davetli olup, orucun da rehavetiyle bütün işleri seri
|
Şebnem Güler Karacan
Kedi gibi mırıldanan kadınlar ve onlara koşan erkekler... Son zamanlarda sıklıkla gördüğüm aldatma aldatılma vs olaylarında gördüm ki...Ke
|
Betül AŞIK
Sana Yürüyorum Karanlıkta... Cırcır böceklerinin sesleriyle şenlenmiş karanlık bir yolda yürüyorum sana ulaşa
|
Gülenay Pınarbaşı
Şeyh Galib'e Saygı Kendine hoşca bak; sen dünyanın özüsün. Bütün yaratıkların gözbebeği olan insans
|
Ülkü Selvi Uslu
HAZIR RAMAZANKEN Bu yazdan geçtim; çalayım göle mayayı da belki seneye kurtarırım memleketi.
|
Hilal Gökçe
SEVDİKLERİNİZİ DİNLEYİN ÇOK GEÇ OLMADAN! İnsanlarla öylesine yüzeysel ilişkiler kuruyoruz ki; kimsenin birbirini anlamama
|
Av.Alev Sezen
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI GÖREVDEN ALINMALIDIR! AKP döneminde başlayan kilise restore etme ve ibadete açma furyası son sürat dev
|
Elif Kavakçı
Veda Teksas'ta, güneyin sıcağını, rahatlığını, yavaşlığını ve huzurunu bırakıp, kuz
|
Neslihan Sultan Pala
ÖTEKİ Sadece Allah-ü Teala'nın emri olduğu için örtüyü takmaya karar verdiğim ilk gün
|
Deniz Arcak
Kadın olmak, Aaaa Evet Şöyle ki;
|
| Tüm Yazarlar |
|
|
|