Yedi kişi, iki yıl boyunca bütün Türkiye’yi dolaştı, 750 çiftçiyle yüz yüze görüştü. TÜBİTAK ve Boğaziçi Üniversitesi’nin ortaklaşa yürüttüğü ‘Türkiye Tarımında Dönüşüm’ başlıklı araştırma, tarım ülkesi olduğu efsanesiyle kuşaklar yetiştiren bir ülkenin tarımı bile isteye nasıl tasfiye noktasına getirdiğini gösteriyor.
California’da, Berkeley Üniversitesi’nde ders veren İslamoğlu, 2001 krizi sonrası IMF’nin tütün yasasına kafayı takması sonrasında tarım konusuna yoğunlaşmış. O tarihten beri de serbest piyasa ekonomisinin tarımı nasıl etkilediği üzerine çalışıyor.
‘Sahadan’ aktardığı Kürt/Türk sorununa dair gözlemler ise ayrıca sarsıcı...
GDO, daha yeni zikrediliyor. Tarım deyince bir süredir anlaşılan neredeyse organik meyve. Ekonomi politikten önce, kentli insan için tarım konusunu sıkıcı kılan sosyolojik neden ne? Tarım politikası, neden sağlık ya da eğitim politikası kadar ilgilendirmiyor çoğunluğu? Sadece modernite algısı yeter mi bunu açıklamaya?
Dediğinizi anlıyorum, hem modernleşme paradigması, hem Marksizm, hem bildiğimiz bütün sosyal bilimler hep sanayileşmeye prim vermiş. Medeniyet ve ilerlemeyle özdeşleşmiş. Tarımın kabul görmesi için ancak sanayileşmesi gerekli. ABD’de kilometrelerce pamuk tarlası görürsünüz, üzerinde çalışan tek insan yok. Ama Amerika’da hiç köylülük, köy komünitesi olmamış. Köy, Avrasya’ya özgü bir şey ve bu toplumların geri kalmışlığına dair de bir inanç var. Haklısınız, bana da soruyorlar “Niye tarımla uğraşıyorsun bu kadar? Ailende köylülük mü var?” diye. Ben o nedenlerle girmedim, köyde hiç yaşamadım, köy aşkıyla başlamadım tarımla ilgilenmeye.
Akademik olarak ilginizi çeken neydi?
Serbest piyasa ekonomisi uygulamalarının tarımda aldığı biçimler, üreticilerin değişen yaşamları, üretime niteliksel, niceliksel yansımaları... Şimdi, ideolojisinde bize öyle söylüyorlar ama serbest piyasa ekonomisi kendiliğinden olan bir olay değil. Diyorlar ya, devlet müdahalesini çıkarın, arz ve talep mekanizmaları kendiliğinden fiyatları oluşturacak, bu da en iyi ürünlerin en verimli şekilde üretilmesini sağlayacak. 80’lerden beri böyle bir inanç var. Fakat bunun kurgulanması için kurallar ve kurumlar da gündemde. 2000’ler Türkiye’de dizi halinde yasa geçirme yıllarıydı, hepsinin amacı da serbest piyasa ekonomisinin vurgulanmasıydı. Yani bu işler kendiliğinden olmuyor, tercihler var. Bunlar da siyasi tercihler. 80’den önce müdahalelerle, desteklerle ulusal düzlemde sanayinin geliştirilmesi tercih edilirken, 90’larda küreselleşme ve sermayenin ulusötesi güç kazanmasıyla başka bir set tercihe geçiyorsunuz. Ama burada da belli kurum ve kurallarıyla yine devlet var.
Konuştuğunuz 750 çiftçiden nasıl dinlediniz bu tercihlerin sonuçlarını?
Bir kere kendilerini güçsüz hissediyorlar. Asıl mustarip olan küçük ve orta büyüklükteki tarım işletmeleri ki maalesef tefecilere yönelmek durumunda kalıyorlar. Kredi var, ama tapuya göre. Şimdi önerilen havza modelinde de prim var, ama düzeyi önemli. Oranladığınızda pamukta prim, ABD’de kilo başına 80-140 cent, Yunanistan’da 60-80, Türkiye’de 6-10 cent. Tarımda dünya fiyatlarıyla rekabet etmek abes bir laf yani. Tarım desteklenmeden olmaz, bütün dünyada böyle.
Bu süreci hızlandıran bir yandan AB Ortak Tarım Politikaları. AB’ye uyum sağlarken, Türkiyeli çiftçinin AB çiftçisinden daha da uzaklaşması ironik değil mi?
90 öncesi çiftçiyi devletler değil, AB’nin kendisi destekliyordu. Daha sonra AB, büyük çiftçilerden yana tercih kullandı; Hollanda, Kuzey Fransa... Ama işte daha küçük üreticilere maaş bağladı. Diyeceksiniz ki rekabet edemiyorsa, elimine edilmek istenen çiftçiler çekilsin... Peki ne yapacaksınız o nüfusu? Bu insanlar artık şehre gelmeye hevesli değil. “Şehirde kapıcılık yapacağız, burada bağ bahçede oturuyoruz” diyorlar. Tabii borçlanma ve tefecilik büyük dert, hatta etnik gruplarla sürtüşmelere kadar götüren şeyler bunlar.
Nasıl sürtüşmeler bunlar? Ya da daha genel sorarsak sadece kendini ilgilendirir gibi görünen tarım politikası, bugün atılacak adımı tartışılan Kürt meselesini hangi açıdan, ne kadar etkiliyor?
Batı Anadolu’da iç içe olduğunu söyleyebilirim. Örneğin boşaltılmış köylerden getirilenlerin, kimi eski korucuymuş, Batı Anadolu’da tefecilik yaptığı söylendi bize. Bir de Didim’de, Kuşadası’nda eğlence sektöründen para kazanan ve bu şekilde kullanan Kürt vatandaşlar olduğu söyleniyor. Şimdi bu çok gergin bir ilişki. Çok acı, ama bazı köylere ‘temiz köy’ diyorlar. Ne demek? Kürt yok. Bizim konumuz bu değildi, bunu beklemiyordum, gerçekten çok şaşırdım. Kimseyi mazur göstermez ama bunu provoke eden durumlar var.
Tersi de var. Özellikle fındıkta, pamukta mevsimlik işçilerin büyük çoğunluğu Kürt ve maruz kaldıkları muamelenin sadece yoksul olmalarından kaynaklanmadığını biliyoruz.
Tabii, benzer noktaları havadaki ayrımcı lisan... Ben bu lisanı bilmiyordum, bu araştırmada gördüm ve sarsıldım. Yine Batı Anadolu’da hiç durumları olmasa da, ortaklaşa makine alıyorlar.
Yani topraklarında Kürt işçi çalışmasın diye borç harç makine mi alıyorlar?
Evet, en azından hızlı makineleşmenin sebeplerinden biri bu. Eskiden geleneksel olarak Urfa’dan geliyormuş işçiler. Yaşadıkları aşağılanmaya dair çok hikâye duyduk. Adıyaman’da tütün üreticilerinden duyduğum bir şey var. 2001’de tütün üretiminin bitirilmesinin ilk adımı olan bir yasa çıktı, Adıyamanlı üreticilerden 500 kişilik bir grup protesto için Ankara’ya gidiyor. Meclis’in önüne geldiklerinde panik başlıyor, “Kürtler geldi” diye. Derdest edilip spor salonuna tıkılıyorlar. Sonra anlatırken “İşte bizi böyle Kürt ettiler hocam” demişti bir üretici. Bu bence çok önemli. Meclis’e Kürt olarak değil, tütün üreticisi olarak gitmiş çünkü...
Bu vesileyle sıkı bir Türkiye turu da yaptınız. Başka fark ettiğiniz bir şey oldu mu böyle?
Küresel entegrasyon denen şeyin çok gerçek olduğunu gördüm. Pamuk üretiyorsa, Kerala’daki, Yunanistan’daki pamuk üreticilerinden bahsettiğimde bizimkiler pürdikkat. Türkiye’deki buğday üreticisiyle o kadar ilgilenmiyor. Zaten tarım ihtiyarlara kaldı efsanesi yalan, çok genç var ve internet ellerinin altında. Fide getirtiyorlar, bir şeyler yapıyorlar. Haksızlıklardan bahsediyoruz ama kimsenin vazgeçtiği yok. İyimser bir insan olduğum için, bu kısmı da mutlu ediyor beni.
PINAR ÖĞÜNÇ